Fethiye Manşet

MORTIRNAKALR 2013 YILINI KAYA KÖY & DONYUCAK ( soğuksu ) & ÖLÜDENİZ YÜRÜYÜŞLE UĞURLADI

MORTIRNAKALR 2013 YILINI         KAYA KÖY & DONYUCAK ( soğuksu ) & ÖLÜDENİZ YÜRÜYÜŞLE UĞURLADI
06 Ocak 2014 - 20:42 'de eklendi ve 68 kez görüntülendi.

Merhaba sevgili dostlar; 29.12.2013 Pazar… 2013 yılının son yürüyüş faaliyetini gönüllerinize işlemek için bir hafta sonra yine gazetemizin köşesine misafir oluyoruz. Bu hafta çok uzaklara gitmeyelim dedik, Fethiye’nin yakınında bulunan, yerli ve yabancılar tarafından bilinen KAYA KÖYÜ’NE konuk olacağız, daha sonra DONYUCAK ( soğuksu ) istikametinden sonra, ateşte sucuk – ziyafeti – keyfi yaparak sonrasında ÖLÜDENİZ’de faaliyetimizi sonlandıracağız, diye plan yaptık. Ayrıca da bugün ki faaliyetimizde hava durumuna bağlı olaraktan mükemmel manzaralar çıkabilir, belirteyim… Saat 8.30 bizler için ; bir  İstanbul Taksim , İzmir Konak Meydanı ,  Ankara Kızılay Meydanı olarak gördüğümüz  Sultan Pastanesinin önünde 60 doğa sever MORTIRNAK arkadaşlar ile buluşuyoruz …Sultanın Pastanesinin  o tavşan kanı çaylarını içtikten sonra 8.45 sularında araçlarımızın kontağını açıyoruz…

Yolculuğumuz kısa sürdü, 15 dk. Sonra Kaya Köyüne varıyoruz. Google amcadan aldığım bilgiler ışığında, Kaya Köyü ( Karmylessos )  kelime olarak Hellen dilinde “Doruktaki Değirmen Kenti” anlamına gelir. Kaya Köyü; 19. yüzyıl başında Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde tamamı Rumlardan oluşan 3000 nüfuslu bir kasaba boyutuna ulaşmış olup, eski adı Levissi veya Karmylassos şeklinde geçmektedir. Şöyle bakınca evlerin harabe  – yıkıntıya dönüşmüş olduğunu görüyoruz. Sebebi ise 1957 Fethiye depremiymiş. Kaya köyünde oturan Rumlar, ev ustalığı olarak çok zanaatkarlarmış, diğer halk kesimleri evlerini bu ustalara yaptırırlarmış.  Bu kısacık bilgilendirmeden sonra, faaliyetimize dönelim…

Yürüyüşümüze tarihi evlerin arasındaki yokuşlu patikadan başlıyoruz. Patika çok bozuk ve taşlık ve de gece düşen çiğ patika taşlarını buz gibi kayganlaştırmış. Ama bunu düşünen kim, çoğunluğumuz tarihi evlerin sırlı görünüşünden gözümüzü ayırmazken, o insanların hatıraları buralarda yaşıyor gibi. Ve evler soğuk soğuk  bakıyorlar bizlere, Korku filmlerindeki  hayalet şehirdeymişiz  gibi, evler ürperti veriyor  insana… Taşların kayganlığı hem de yokuşun dikliği sabahın bu soğuğunda terletti bizleri. Yaklaşık 500 metre yokuş tırmanışından sonra, kentin ŞAPEL denilen kısmına geldik. Köyün buradaki manzarası güneşin üzerine doğmasıyla birlikte, ürpertili halinden daha otantik bir hal almaya başlıyor… Aniden çıkılan yokuş, terletince ve ısınmadan vücudumuza yüklenmek zorunda bırakınca yorulduk haliyle, dinlenme molası veriyoruz. Bu arada da grup liderimiz Yusuf Ceran, bazı bilgilendirmelerde bulunuyor; Zamanında Fethiye’den buraya doktora geliyorlarmış, çıraklar ustalık öğrenmek için yine buraya gelirlermiş, yine dünyanın en iyi kumaşı burada üretilirmiş ve ilk ütü de burada kullanılmış… İlginç doğrusu…

Dinlenme molasından sonra, eski adı DONYUCAK (soğuksu ) Koyuna gitmek için patikadan yolumuza devam ediyoruz. Bir konuğumuz – misafirimiz var bugün ..! Bir kuçu kuçu  peşimize  kaya köyünden itibaren takılı vermiş 🙂 …Bizi mi çok sevdi yoksa çantalarımızda ki sucuk kokusunu mu sevdi  acaba ..?  Ama olsun  doğa severler ,  aynı zamanda hayvanları da sever  ve korurlar…bundan şüpheniz olmasın..:).. Tepeyi devirip 150 metre kadar inişten sonra etrafımız genişledi , – manzara –  ; Akdeniz’e bakarken, güney doğu istikametinde, Baba Dağı – Faralya – Kelebekler vadisi – Uzunyurt görüş manzaramız olarak fotoğraf makinelerimize giriyor. Yürürken manzara sürekli değişik açılar – güzellikler kazandığı için arada durup deklanşörlerimizi yokluyoruz. Parkur denize paralel sağa doğru ilerliyor ve daha sonra hafif bir inişe geçiyor.  Önümüze, Çoban yapımı derme –  çatma bir kapı çıkıyor. Üzerinde GALAVİZ ( V harfi Y harfi de olabilir, muallâkta kaldım ) yazıyor. Sanırım buranın adı. Eve gidince anlamını netten bakarım diyorum. Ve baktım…  Google’da yaptığım aramada, herhangi bir anlamı yok. Değişik ülkelerden insanların  soyadında geçiyor; mesela, Robert Galaviz , galaviz aile seceresi gibi v.s …Kapıdan  geçerek  ilerideki  düzlükte  manzara – toparlanma – su – meyve molası veriyoruz. Denizden yaklaşık 100 metre yüksekliğinde bu düz alanın manzarası mükemmel. Baba dağı’nın zirvesi beyazlaşmış, Ölüdeniz uzaklardan –  selam –  ediyor… Kelebekler Vadisi yalvarır gibi – bu sessizliğimi ne olur koruyun – diyor…

Dinlendik …. Soğuksu Koyu’na inmek için yola koyuluyoruz. Ormanlık patikaya giriyoruz. 20 dakikalık inişten sonra, aşağımızda küçücük, şirin bir koy görünüyor. Koya indik, denize kavuştuk. Epey bir zamandır buluşamamıştık, özlemişiz çoook… Bugün de hava çok güzel hem dinleniyoruz hem sohbet ediyoruz , deniz  sesinin oluşturduğu  fon müziği eşliğinde …Kendi adıma konuşursam  , deniz olmayan bir yerde  yaşamak kafesteymişim gibi gelirdi bana , iyi ki nasip olmuş buralar….Misafirimiz var demiştim ya , kuçu kuçu  da bizim gibi denizi özlemiş , biz giremiyoruz ama o hemen atıyor kendini denize…fotoğraflıyoruz…derken , Bir amca beliriyor , deniz şortu ve havlusuyla … Soruyorum amcaya denize mi gireceksiniz?  , – evet – diyor… İsmi Feyzullah ,  70 yaşındaymış , hemen hemen her sabah denize giriyormuş ve buranın sahibiymiş…Sonrasında  denize giriyor  üstelik  akrobasi hareketleri  de yapıyor amca ..:) – maşallah – Allah uzun ömürler versin , diyoruz. .. 30 dakikalık –  çok şirin koy – ( soğuksu )  molasından sonra, yukarı doğru patikadan devam ediyoruz. 400 metre kadar dik çıkıştan sonra bir düzlükte toparlanma molası veriyoruz.

Ve yine devam .., ormanın içinden denizi sağımıza alarak hafif zor patikadan Ölüdeniz’e doğru rota alıyoruz. Sucukların kokusu burnumuzdan acıkmış midemize inerken, bir an önce varmak istiyoruz – ateş yakıp, sucuk pişireceğimiz yere – …Parkur, dar ve gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Çalılıklar bazen boğuyor bizi. Yusuf Hocam , – herkes eline bir odun parçası alsın – dediğinde birazdan sucukların şişleneceğini anladım… Önümüze  geniş bir alan çıkıyor diyordum ki !  ooo, İlknur Hanım sağ olsun hemen yakıvermiş ateşi… Sucukları çantalarımızdan çıkardık ve kestik. Odun şişlerimizi hazırladık. Ateşin köze dönüşmesi bile beklemeyen arkadaşlar var, çok acıkmışlar demek ki… Ateşin etrafında sucuk pişirme yarışı yapıyoruz , günün birincisi  Ali Noyan arkadaşımız ; sonuncusu ise Erdoğan Yılmaz arkadaşımız  , pişirmesi için sucuk verilmiş kendisine  , sucukları ateşin uzağına  bırakıp  arkadaşları  fotoğraflamış…iyi ki ben yetişmişim de arkadaşları aç bırakmamışım.…! Hııımmm, Şimdi bu yazıyı yazarken bile canım çekti… Umarım yakın zamanda yine yaparız bunu…1 saatten civarı kadar burada kaldık, çaylarımızı keyifle yudumladık. Yola çıkma zamanı…

Fazla yolumuz kalmadı artık, 1 saat kadar yürüyüşten sonra, önce Baba Dağının heybeti görüş alanımıza girmeye başladı, sonra etrafımız açıldıkça Ölüdenizin Muhteşem güzelliği kendini göstermeye başladı.  Ve Bir yamaçta durduk –  donduk kaldık… sohbetler  kesiliyor – sadece tek  tek kelimeler çıkıyor ağızlardan , – vayy – muhteşem – süper – inanılmaz – bu kelimeler tahmin edeceğiniz  üzere manzaraya ait yorumlar…bu manzara için başka ne söylenebilir ki..? Ölüdeniz’in belki de en güzel fotojenik manzaralarından birisi buradan çekiliyor. Ölüdeniz’e ait bütün özellikleri bu manzaradan izleyebiliyorsunuz. 30 dakika kadar manzara – fotoğraf – dinlenme molası veriyoruz… Ölüdeniz ile ilgili birkaç bilgi paylaşayım;

Ölüdeniz; durgun bir göl niteliğindedir. En fırtınalı günlerde Belceğiz Kıyıları dalgalarla boğuşurken, Ölüdeniz’de sadece çırpıntılar meydana gelir. Ancak durgun gibi gözüken Ölüdeniz,  gözle görünmeyen üç nedenle kendini hemen her gün yenilemektedir. Birincisi; Ölüdeniz’de mevcut yoğun kaynak suyu çıkışları, dipte – içeriden açık denize doğru bir akıntı yaratmaktadır. İkincisi; bu kaynak sularının yarattığı tuz farkından dolayı açık denizden içeriye ve dışarıya devamlı bir sirkülasyonu oluşmaktadır. Üçüncüsü; gel-git etkisi ile iki-üç günde bir deniz ortalama yarım metre yükselir ve alçalır. Bu da büyük miktarda deniz suyu giriş ve çıkışı sağlamaktadır.

Bu paylaşımdan sonra ayrılma vakti geldi, eşsiz manzaradan; buradan aşağıya, Ölüdeniz’in gölü andıran lagüne kısmına ineceğiz, son noktamız olacak… Ama insanın ayrılası gelmiyor bu manzaradan, saatlerce oturup izleseniz de doyamazsınız… İniş kısa sürdü, zaten yamaçtan bakınca hemen altımızdaydı… Araçlarımızın yanına geliyoruz. Çaylarımızı yudumluyoruz, sohbetler, gülüşmeler derken… ;

EVET, SEVGİLİ DOSTLAR, 2013’ü üzüntüleriyle, mutluluklarıyla, sevinçleriyle geride bırakmaya birkaç gün kaldı. Bu faaliyetimiz klasik yılsonu bitiriş yürüyüşümüzdü.  İnsanoğlu duygusal bir  varlık , hayat sürprizlerle dolu , hep umut ederiz , hep planlarız bir şeyler…YENİ YILINIZIN MUTLULUKLARIN BOLCA OLDUĞU GÜNLER , UMUTLARINIZIN  GERÇEĞE DÖNÜŞECEĞİ  FIRSATLAR , YARINLARA DAHA GÜZEL BAKMAYA SEBEP OLABİLECEK  YAŞANTILAR GETİRMESİ DİLEĞİYLE , ÖNCELİKLE FAALİYETLERİMİZE KATILAN  ÜYELERİMİZE, SONRASINDA BİZLERİ TAKİP EDEN VE ÜYEMİZ OLAN DİĞER ARKADAŞLARIMIZA , mutlu yıllar …..yeni yılın ilk faaliyetinde buluşmak dileğiyle SEVGİLER….

YAZAN MUSTAFA SERKAN MUTLU

FOTOĞRAF: YUSUF CERAN

 

img_7282_640x427 img_7298_640x427 img_7310_640x427 img_7334_640x427 img_7360_640x427 img_7364_640x427 img_7386_640x427 img_7419_320x480 img_7467_640x427

 

Etiketler :
Bu Kitap Başucu Kitabıdır
SON DAKİKA HABERLERİ
Oscar Rent A Car
İLGİLİ HABERLER